Uzayda Pamuk Şeker Gibi Hafif Gezegenler Keşfedildi**

**
Uzayın derinliklerinde, su üzerindeki bir nesne gibi batmadan yüzebilecek kadar hafif olan, “pamuk şeker” yoğunluğuna sahip bir gezegen sistemi keşfedildi. Kepler-51d adı verilen bu ötegezegen, alışılmışın dışında düşük yoğunluğuyla bilim dünyasını şaşkına çevirirken, sırlarını şimdiye kadar görülmemiş kalınlıktaki bir sis tabakasının ardına gizliyor. İnsanlığın en gelişmiş gözlem aracı olan James Webb Uzay Teleskobu bile bu yoğun örtüyü aşmayı başaramadı.

2600 ışık yılı uzaktaki genç bir yıldızın etrafında dönen bu sistem, devasa boyutlarına rağmen son derece hafif olan üç farklı gezegene ev sahipliği yaparak gezegen oluşum teorilerini altüst ediyor. Kepler-51 sistemindeki gezegenler, boyut açısından Satürn kadar büyük olmalarına rağmen, kütleleri Satürn’den çok daha az. Örneğin, Satürn Dünya’dan 95 kat daha ağırken, bu “şişkin” gezegenlerin kütlesi sadece Dünya’nın birkaç katı kadar.

Kendi güneş sistemimizdeki Jüpiter veya Satürn gibi gaz devleri, yoğun çekirdeklerle doğup etraflarına gaz toplarken; Kepler-51d ve kardeşleri, küçük çekirdekleri ve devasa atmosferleriyle bambaşka bir yapı sergiliyor. Florida’daki Tampa Üniversitesi’nden Jessica Libby-Roberts ve ekibi, bu gezegenlerin nasıl oluştuğunu anlamak için yıllardır titiz bir araştırma yürütüyor. 2020 yılında Hubble Uzay Teleskobu ile yapılan ilk incelemeler, atmosferin kimyasal bileşimi hakkında hiçbir bilgi vermemişti. Bu durum, bilim insanlarını atmosferin pürüzsüz bir sis tabakasıyla kaplı olduğu konusunda düşündürmüştü. Ekip, tüm umudunu James Webb’in kızılötesi gözlem yeteneklerine bağlamıştı ancak sonuçlar beklenenden daha şaşırtıcıydı. Teleskobun en gelişmiş gözlemleri bile bu sis perdesini geçemedi.

Araştırmacılar, bu yapıyı Satürn’ün uydusu Titan’daki hidrokarbon pusuna benzetiyor; ancak burada söz konusu olan ölçek çok daha büyük. Pus tabakasının kalınlığı neredeyse Dünya’nın yarıçapı kadar geniş bir alanı kaplıyor. Bu kadar düşük yoğunluğa sahip gezegenlerin, yıldızlarına bu kadar yakın bir konumda nasıl oluşabileceğine dair mevcut bir bilimsel model bulunmuyor. Eğer bu gezegenler bizim güneş sistemimizde olsaydı, hepsi Venüs’ün yörüngesinin iç kısmında dar bir alana sıkışmış olurdu.

Gökbilimciler, şu anda gözlemlenen durumun geçici bir evre olabileceği ihtimalini değerlendiriyor. Sadece yarım milyar yıl yaşında olan bu sistem, 4,5 milyar yıllık Güneş sistemimize göre oldukça genç sayılıyor. Yıldızdan gelen güçlü rüzgarlar, zamanla bu gezegenlerin dış katmanlarındaki gazları süzüp atarak geriye sadece küçük çekirdeklerini bırakabilir.

Kepler-51d’nin gizemi şimdilik korunurken, sistemdeki bir diğer gezegen olan Kepler-51b üzerindeki çalışmalar yeni ipuçları sunabilir. Eğer o gezegende sis tabakası daha inceyse ve atmosferin kimyasal “parmak izi” okunabilirse, bu tuhaf gezegen ailesinin kökenine dair sorular nihayet yanıt bulabilir.

Author: hilmi kaya